2 Kasım 2021 Salı

BÖYLE SÖYLEDİ TÜRK BİLGESİ- 6 (ŞİİR)

 Bir dostun varsa iki çuval yalanın vardır

On dostun varsa on bir çuval yalanın vardır

Hiç dostun yoksa yalnızca bir çuval yalanın vardır

Huzurumuz, mutluluğumuz başkalarının huzurunu bozabilir

Üstü açık yemeğe çok sinek konar

Dinde huzur ve mutluluk bulur kimisi ki benden uzak olsunlar

Oysa din huzur ve mutluluk değil, olmak değil

Huzursuzca ve mutsuzca düşünmektir, eğlence sarayı değildir

Huzur ve mutluluk ki birer övünmedir, kendini büyük görmedir

Hiçkimse övünmediğini ve kendini büyük görmediğini söylemesin

Huzurlu ve mutluysa

Öyle ki onlar acı çekene bile kendini büyük gördüğünü söylerler

Yalnızlık paylaşılmaz deyip herkesi

Kitlesel ve kütlesel yozluklarında boğarlar

Aşka, sevdaya, sevgiye sarılır kimi

Kaba bir ağaç gövdesine sarılmadan ayakta duramayan

Cılız , gösterişli ve kendini beğenmiş sarmaşıklar gibi

Öyle ki ya kendileri boğulur bu sımsıkı sarılmaktan

Ya ölümüne sevdikleri

Koyver yakasını sevdiğinin

Donunu tutsun, onurunu korusun yeter

Ve sanırlar ki aştan, sevdadan sevgiden büyüğü yoktur dünyada

Doğrudur; anne, baba, kardeş sevgisinden büyük şeyler varsa

Kolların, ruhun sarıldığında

Yoksa sarmaşıkların yalnızca boyları ve dönerleri uzundur

İhanetleri ve döneklikleri değil

Her aşk, sevda ya yalan olmak zorunda

Ya onurlu ve övgülü olmak

Yoksa bir taze ete, seni seviyorum canım, demeye benzer ki

Onur bunun neresinde

Kitap okurken, ders çalışırken huzur ve mutluluk gerekir

Ama özel dershanelere gerek duyan bir eğitim düzeni

Gürültüsüz, huzurlu ve mutlu çökmüş demektir

Okullara öğrenci almak yerine

Önce bu tür eğitimi düzenini

Tarihin çöplüğüne almak gerekir,

Dine afyon demiş afyonun biri

Oysa yapmasını bilirsen herşey afyonlaştırılabilir

Ve yapılabilir afyondan ilaç da

Acı duymayasın diye doktorlar o yağlı yüreğini deşerken

Dini yok etmek istiyorsan önce her dini iyi öğreneceksin

Öyle ki artık kendinden bile dinli olduğun yolunda kuşku duyacaksın

Hangi tohum havada yeşerir, kuşlar gibi uçarak

Ve verir ürünlerini

Dinliler derler ki Yaratıcı kendini gösterirse herkes anında dine

geçer

Ve olmaz dünya ahmaklarla kurnazları ayıran bir sınav yeri

Derim ki onlara

Adem ile Havva'ya kendini gösteren, üstelik onlar çıplakken

Cenneti sınav yeri yapmadı mı onlara?

Öyleyse derim ki

Yaratıcı o denli çok kurnazsa

Peygamberleri neden hep yakışıklılardan ve soylulardan gönderdi de

Çirkinlerden, kamburlardan, özürlülerden

Soysuzlardan ve yoksullardan göndermedi?

Onlara inanmak daha zorlaşırdı çünkü

Ve al sana dört dörtlük bir sınav yeri

Ama onca yakışıklı peygambere karşın yine

Dünya dinsiz güzel bayan dolu

Örneğin beni gönderseydi kimse bana inanmazdı

Ve dünya gerçekten de ne güzel bir sınav yeri olurdu

Cennet bomboş, cehennem ağzına kadar tıka basa dolu olurdu

Onlara derim ki din zorlaştırmak değil kolaylaştırmaktır diyen

Neden kendini doğrudan göstererek kanıtlamayıp

Ve insanları zora, yokuşa koşsun?

Oysa en üstün sevgili

Aşkın acısını ve sevgilinin yokluğunu bile sevecek kadar

Aşka inanmayan değil midir?

Ah aşk, sen de hiçbir şey yapmadan insanları ağır yalayanlardansın

Evini yıkmadan dünyasını yıkanlardansın

Ey aşk sen sevgilisiz ne güzelsin

Sevgiliye takılmak için koparılan boynu bükük çiçeksin

Adem, Havva'ya hiç gül koparıp verdi mi acaba

Yoksa o zamanlar aşkın simgesi kırmızı, taze , iri bir elma mıydı

Aşk yakaya değil mideye mi takılırdı yani

Ölümüne aşk, insanı cennetten bile kovduracak kadar ölümüne bir aşk

Şimdilerde ise gülün değer kaldı ne emeğin ne yemeğin

Aşk cennette değil cehennemde artık,

Sormayın ben ne iş yaparım diye, bilgeyim işte

Bilgeler ne iş yapar diye de sormayın

Bilgeye sormuşlar, ne iş yaparsın diye

Demiş ki sokak bilimcisiyim

Sokak dilencisi anlayıp çekip gitmişler

Kısaca söyleyeyim; sokak bilimcisiyim

Okulum sokaklar, öğretmen odam odamdır

Tebeşirim yalnızlık, tahtam bilim, dostum göz yaşlarımdır

İki notum vardır yalnızca: Övgü ve aşağılamak

Sınıfta kalan, okulda da kalır

Yine de sokağa çıkmayı sevmez bilgeler

Çünkü tüm sokaklar çıkmazdır

Göğe çıkar yalnızca yapayalnız, kitap, kağıt, kalem dolu odalar,

İyi bir devlet, memurlarına koltuklar, masalar değil

Evsizlerine ev verendir

Yoksa her insan, kesinlikle kazanacağı birer ölü adayı,

Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur, derler ama

Ne yazık ki Türk'e bir yemek bile ısmarlamazlar

Yolda yatan bir Türk'e yardım edeyim mi, diye de sormazlar

Yağmurlu havada su dağıtanlardan bunlar

Aman yağmursuz havada su da isteme sakın

Ve birbirlerinin ellerini sıkıp bayramlaşırlar

Bayramdan sonra birbirlerini boğazlayacak olanlar

Aman dost da istemem, bayramlaşmak da

Ne de güzel Atatürk'çü sanmaktalar

Bazı, birgün Platon'dan, birgün Voltaire'den, birgün Nietzsche'den

sözler

Öteki gün de, 'Fatmagül'ün suçu ne?' deki Fatmagül'ün

Pilastiği olsa da akşamları tecavüz etsek yazanlar

Neden yalnızlığı sevmesin ki bilgeler

Ne yalan var ne dolan ne düşman ne çıkmaz sokaklar,

Ben sizden

Atatürk'ün içkisi, sigarası, denizi, gölgesi, izi olun demedim ki

Atatürk'ün kendisi olun dedim

Bu nasıl Atatürk'çülüktür

Atatürk'ün ruhundan, kişiliğinden gidin

Kumdaki ayak izlerinden değil

Osman'ım aç kulaklarını sen de beni iyi dinle

Bu ülke ancak bilgelerle, bilgelikle yükselir değil çizmelerle

Osman'ım; aç oynamayan ayılardır

Onurlu insan aç da kalsa onurludur, işsiz de kalsa

Hele bir Türk'ü yoklukla, yoksullukla, işsizlikle, açlıkla hiç sınama

Osman'ım hele çevrene bir bak hiç bilge var mı

En son kovduğun bilgelik ve Türklük üzerinde değil de

Bir silah üzerinde çalışmaktaydı sanırım

Ama hakkını yememek gerek yine de yetenekli çocuk

Osman'ım general mi olmak istiyorsun önder mi

Önce buna karar ver

Baksana adamların, bize önder değil lider gerekli diyor!

Bilgelikse sana güneşten de uzak,

Demiş ki gündüz geceye, seni getiren nedir?

Demiş ki gece, seni getirendir.


Necdet Gürçiftçi

2010-Ekim tarihinde internette yayınlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.