2 Kasım 2021 Salı

Böyle söyledi Türk bilgesi- 8 (Şiir)

 Bir gülle bahar gelmez derler, inanma

Hiç gülsüz de bahar gelir, sevdiğin yanında olursa

Yoksa gül bahçesinde kış da yaşarsın

Sevda ne demekmiş gülsüz de anlarsın

Ayrıca der ki bu solgun bilge

Baharı getiren gül değil gülü getiren bahardır

Aşkı, onuru ve insancalığı bilmeyenler yenilen güreşçiye benzerler

Aşka doymazlar

Dünya yalansa ki yalandır

Getirdiği gül de bahar da yalandır,

Gerçek aşk insanı bulamaz her zaman, didinse de

İşlek bir beton yolda bir gül ağacı vardı

Üstü kırmızı, iri noktalar gibi

İri noktalar gibi kırmızı güller gibi hoş hoş

Sevimli, çocuklar gibi oynaşan yüzlerce uğur böceği dolardı yazları

Uçuşup uçuşup, oynaşıp oynaşıp

Beton yola konuyorlardı aptalca bir mutlulukla ve oyunla

Ve üstlerinden yüzlerce araç geçiyordu çıtır çıtır

Tümünü kurtarmak isterdim avuçlarımla ama yapamazdım

Kan kırmızıdan koca bir gölü avuçlayamazdım

Gözlerimden dökülürdü binlerce damla damla uğur böceği

Ruhumda acı içinde, şaşkın öfke

Sırtımı dönüp yürürdüm, yerdeki bu kırmızıdan göle

Her araba geçtiğinde, ben uzaklaşırken oradan

Kulaklarıma dolardı çıtır, çıtır, çıtır, çıtır

Bir hayvan için insanın sağır ve kör olmak istediği gündür

Gülleri de güzeldi gül ağacının, uğur böcekleri de

Ama arabaların altlarında çıtır, çıtır ezilenler uğur böcekleriydi

Oysa salınıyordu güller fildişi saraylarında, sırça köşklerinde

Soylu ve alımlı

Ve bir gece baltam yıkıverdi gizlice

Yüzlerce uğur böceği ölmesin diye

O soylu şatosunu

Gül ağacı bir kez ölecekti

Ve her gün ölmeyecekti yüzlerce uğur böceği

Ve ben

Çok ölüm, bir ölümden çok değil midir

Ve çok yaşam, bir yaşamdan çok?

Ben kestim o gül ağacını ben

Ey gözü güzel, ruhu acımasız dingil

Bilmiyordun evine dolan her gün gül kokuları değil

Yüzlerce uğur böceğinin kan kokularıydı

Ve bülbüllerin güzel sesleri sanıyordun

Uğur böceklerini ezilirlerken çıkardıkları

Çıtır, çıtır, çıtır, çıtır, çıtır

Gülüm seni seviyorsam uğur böceklerin olmadığı içindir,

Her aşk uğur böceğine benzer

Öldürülmeye gelir acımasızca, dünyaya

Ya ayaklar altında ya da bir mezar taşında

Ey kendilerine bile uğur getiremeyen uğur böcekleri

Yalan dünyaya tutsak insanların yalanlarına tutsaksınız

Yalan baharlara tutsak insanların yalan gülleri gibi

Ey, aşksızlığına ve yalan aşıkların yalan aşklarına aşık ay

Yalancılar daha mı üstün aşıklardır ki

Solgun ellerin solgun ve yalancı dilencilerin

Solgun ve yalancı elleri gibi

Uzanmakta hep aşıklara zorba gecelerde

Çocukluğumda getireceğin ayakkabılarım da yalandı, bilemedim,

Erler orduları yaratır, komutanlar yengi

Başarı mı, nitelik mi anılır, övülür bilginin evreninde nicelik mi?

Korkak, beceriksiz kitleleri yenilmez, güçlü, başarılı

Üstün ordulara çevirenler başarılı, üstün komutanlar değil midir?

Güzel bir yemek yersen tencereyi mi översin aşçıyı mı?

Kaleleri saran, erlerdir, alan ise komutanlar

Hangi kale bir orduya teslim edilmiş ki komutansız, bu güne kadar?

Bizler değil miyiz sevdiğimizi, başkalarının sevdiklerinden

Bizler değil miyiz kendi aşkımızı, başkalarının aşklarından üstün tutan?

Ama ne mutlu, aşık olunmaz, aşk sunulur demeye

Yoksa aşk yaşam vermez, yaşam alır

Yoksa aşk bir değil bin gül olsa da baharda değil hep kıştadır

Yemek yedirdiği kişiyi, yemeğini yediği için öldürmeye kalkanın ruhu

Nasıl bir ruhtur?

Aşkını yemiş gitmiş, salla, boşver

Giden aşk olsun

Aşkolsun,

İsa diye bir peygamber yaşamış diyorlar

Benim kırk tırilyonum(trilyonum) ne kadar gerçekse

İsa da o kadar gerçektir

Düşü var da kendisi yok

Yalan söylese insan ayaklarından mı anlaşılır yaptıklarından mı?

Bir tutsak vardı dünyanın herhangi bir yerinde

Çevresi dikenli tellerle ve acımasız görevlilerle dolu

Kaçacağım, dedi birgün

Buradan kaçılmaz, dediler arkadaşları, yapma, kaçamazsın, vurulursun anında

Dinlemedi arkadaşlarını, başladı koşmaya bir bahar gündüzü

Havada kelebekler vardı, yerde uğur böcekleri

Ayakları, ayaklarım gibi yalansızdı

Koştu koştu, mermiler vızıldadı sağında, solunda

Çünkü havada ölüm ve herşey var, yalnızca arılar yoktu

Elli metre sonra düşerken yüz üstü, alnından çıkan mermiyle

Kaçtım işte, kaçtım, dedi, kanlarına benzeyen uğur böceklerine

Ve uğur böceklerine benzeyen kanlarına

Kaçmak, kaçmaktır başarmak değil kurtuluşu

Ama kurtulmak için önce kaçmayı göze almak gerekir

Özgürlük gelmez ayaklar tutuldu mu

Çünkü tutsaklık ayakları yozların beyinlerinin yönetmesi demektir

Kaçmak, kaçabilmekle başlar, kim kurtulabilir ki ölümden

Ama kaçılabilir tutsak ölmekten ölmeye

Elli metre ötede de olsa özgürce

Gerçek aşk elli metre de olsa kaçabilmektir

Yalan, yoz, ilkel, barbar, aşağılık dünyadan

O yüzden aşk korkusuzluk ister

Bilge, düşünürce, onurlu, bilimsel, ölümsüz aşk ise

En büyük korkusuzluğu,

Ba ba ba, oy oy oy; megaloman ve sıradan birisin demiş bana

İslami yerine İslamsal dedim diye

İslamsal yerine İslami demeliymişim, peh

Gökteki, olmayan, yalan bir ilaha ve öteki dünyaya tapan biri

Mutlu bir çember sakalı var ve bir de lise öğretmenlik geliri

Başka ne istesin adam, kanatlılara

Ve görünmezlerine buyuran ilahından belasını mı?

Türkiye'yi Batı ve Arab yoz kültürlerinden kurtarmak için

Gerekirse megaloman gerekirse Teoman da olurum ben

Gerekirse göğü tutarım, tutar gibi

Arab yağlı ensenden

Yüzü üstü yere çalarım, kurtulsun diye Türkiye

Üstündeki bitten, keneden

Türkiye'ye hesap sordurmam ben

Usu dokunana yabancı kılından, keçesinden,

Yazgıdır bu ülkede

Batı kültürüne, Arab kültürüne, Platon'a, Voltaire'e, Bacon'a

Nietzsche'ye, kurulu düzene, Türkiye'nin

Ve Türk emekçisinin sömürülmesine karşı çıkan herkese

Tarih savaşlara alışıktır, önder insanlar bu tür sözlere

Ama yürür insanlığın bilge kervanları yine de

Musa'ya da, İsa'ya da, Muhammed'e de, Mustafa'ya da söylediler ağır sözler

Bilge olmak, önde olmak zordur bu dünyada

Fahişelere sırça köşkler sunulur da

Dillerden akrepler sunulur onlara

Dünya dönüyor diyeni yakmaya kalkarlar

Matematiğe sayıların yerine harfleri sokanın derinizi yüzüp öldürürler

Bilir tarih bilgeler, düşünürler, önderler bilinçsizlerden neler çekerler

Oysa yaz gündüzü göğündeki güneş gibi açıktır gerçek

Bilim, insanlık, felsefe, mantık, insanca bir dünya için çırpınanlara

Megolaman diyenlerin kendilerinin megaloman oldukları

O insanlara dil uzatacak, çamur atacak kadar

Demek ki doğru yoldayız, ayaklarımdan önce beynime buyuran ruhum

Ben de senin gibileri bekliyordum dört gözle, nerede kaldın

Çok bilmiş dostum

Hoş geldin, otur bakalım şöyle baş köşeye

Ağzında, dilinde, ruhunda kaynayan zehirinle,

Ey uğur böcekleri, ayaklar altında bile çıtır çıtır ölürlerken

Işıl ışıl, al al , dostça gülümseyebilen

Ne de çok benziyorsunuz bilgelere, düşünürlere, önderlere

Tarihi insanca değiştirmek isteyen

Ama gideceksiniz yavrum gideceksiniz bu tarihten ve ülkeden

Uçuşan uğur böcekleri gibi değil

Uçuşan tozlar gibi gideceksiniz

Tarih yürümüyor sövmelerle, öfkelerle, gökteki ilahlardan umut beklemelerle

Türkiye, Türklük, Türk, bilim, bilgelik ne demek

Musa'dan, İsa'dan, Muhammed'den, Platon'dan, Voltaire'den

Bacon'dan, Nietzsche'den değil

Bu bilgeden öğreneceksiniz, sözüm söz

Bahar körse bir gülü de görmez, bin gülü de,

Ne yapalım herkes Musa, İsa, Muhammed gibi gökten ve soylu doğamıyor

Bazıları da yerden ve sıradan doğuyor ben gibi

Ve sonra da fildişi saraylarını, sırça köşklerini soyluların

Yerle bir ediveriyor

Neredeler şimdi Muhammed'e, senden başka peygamberlik gelecek

Varlıklı, paralı, övülesi biri yok muydu, diyenler?

Ama ilginç bir gerçektir bu ülke

Soyluların değil sıradan insanların, sıradan emekçilerin

Göklerde uçuşanların değil yerde yürüyenlerin ülkesidir

Öyle ki dayalı döşeli, yağlı ballı, sorunsuz cennet bile

Bize eziyet gelir

Kendini daha bu dünyada; cehenneme değil de üstelik cennete

Layık görmekten büyük megalomanlık mı olur

Ben az biliyorum, çok bilen, sen söyle?

Bana kuru ekmek, soğan yeter

Ve kendi kapımı kendim açar, kendi yemeğimi kendim yapar

Kendi kirimi kendim yıkarım, uşaksız, hurisiz, gılmansız

İstemem ne yan gelip yatılan

Ne de cehennemde yakılan insanların çığlıklarının

Yanık kokularının, acılarının mutlulukla izleyen

Acımasız, duygusuz, barbar, mantıksız, insanlık dışı insanların

Doldurduğu cennet

Ben hergün yirmi dört saat her yozluğa, barbarlığa başkaldıranım

Yaşlı annen cehennemde yanarken sen cennette yan gelip yatacaksın öyle mi

Bir yanında huriler, bir yanında gılmanlar bir yanında enfes yemekler?

Ben öyle cennete de cehenneme de

Batıya başkaldırdığım gibi başkaldırırım

Yahu senin cansa benim de canım yanar, üstelik bu dünyada

Beden ağırlaştıkça, ruh hafifleştikçe mi göğe yükseliyor yoksa?

Atatürk'çü, bilge , düşünür, önder Türk demek, Türkiye'li demek

İnsan, insanlar, insanlık, insan kadar demek

Ne işim var işkenceyle, insan yakmakla

Cennetine git, benden öte git,

Gerçek şu ki Müslüman'dan Türkçe öğretmeni, edebiyat öğretmeni

Pisikolog(psikolog), tarih, toplum bilim, tıb öğretmeni olmaz Türkiye'de

Bunları olmak için önce boş inançlara, gökteki ilahlar karşıtlık gerekir

Olursa da ancak lise öğrencisi mantık düzeyinde ve kişiliğinde olur ki

Cehenneme direk, bu ülkeden, insanlıktan ve benden ırak olsun

Nasıl da yineleniyor hep ayni biçimde

Aptallığın kutsal ve tabu tarihi

Ey megalomanın tanımını bilmekten bile yoksun zavallı

Dilin kadar usun uzun olsaydı keşke

Yabancı uşağı gelini dilinde

Dolaşmakta yılanlar, akrepler, çiyanlar gibi

İngilizce, Arabça sözcükler

Sen git başkasını ısır

Öldürür seni benim ulusal kanım

Dokunma bana, izim kalır

Yalnızca çamur iz bırakmaz

Çamurda da iz kalır

Yalan aşklar ölümsüzleri değil ölümlüleri öldürür

Bilgelik kervanı it ürümeden ne kurulur ne yürür.


Necdet Gürçiftçi

2010-Ekim tarihinde internette yayınlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.